|
|
Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. | Temel Çeviriler |
tedirgin, gergin, endişeli, kaygılıFrom the English "aflutter" s.,s.,s. | | متوتر |
tedirgin, gergin, sinirli, ürkek, çekingenFrom the English "nervous" s.,s. | | قلق، متوتر |
| | Gelip geçen arabaların arasında karşıdan karşıya geçmek beni tedirgin ediyor. |
| | أشعر بالتوتر عند عبور الشارع المزدحم بالسيارات. |
tedirgin, kaygılı, endişeliFrom the English "apprehensive" s. | | قلق، متوتر |
| | من الطبيعي أن يشعر المرء بالتوتر قبل مقابلة عمل. |
tedirgin, rahatsız, huzursuzFrom the English "agitated" s. | (kişi) | متوتر، مُضطرب |
tedirgin, endişeli, sinirli, gergin, sinirleri gerginFrom the English "antsy" s.,s. | | متوتر |
| | | متململ |
tedirgin, endişeli, canı sıkılmış, rahatı kaçmışFrom the English "disconcerted" s.,s.,s. | | مرتبك |
endişeli, tedirgin, kaygılıFrom the English "anxious" s.,s.,s. | | قلق، كثير التوتر |
| | أنا شخص كثير التوتر وألاقي صعوبة كبيرة في الاسترخاء. |
| Ek Çeviriler |
gergin, tedirginFrom the English "brittle" s.,s. | (mecazlı) | متوتر |
ratahsız, rahat davranmayan, tedirginFrom the English "uncomfortable" s.,s. | (kişi) | غير مُرتاح |
| | كانت بيث غير مرتاحة وهي جالسة على الكرسي الصلب. |
endişeli, kaygılı, tedirginFrom the English "troubled" s. | (kişi) | قلق، مضطرب، مهموم |
ümitsizliğe kapılmış, tedirgin, endişeli, korkmuş, dehşete düşmüşFrom the English "dismayed" s.,s.,s. | | مضطرِب |
huzursuz, rahatsız, tedirginFrom the English "unsettled" s. | | مشوش، متردد، مضطرب |
sinirli, kızgın, canı sıkkın, tedirginFrom the English "vexed" s.,s.,s. | | متكدر، حانِق، ساخِط |
| | (مضاف إليه) | امتعاضٍ |
endişeli, kaygılı, tedirgin, huzursuzFrom the English "hung up" s.,s.,s. | (kişi) | قلق، موسوس |
huzursuz, rahatsız, tedirginFrom the English "fazed" s.,s. | | قلِق، منزعج |
rahatsız, huzursuz, tedirginFrom the English "fried" s. | (gündelik dil) | متوتر |
kafası karışmış, telaşlı, tedirginFrom the English "flustered" s.,s.,s. | | مرتبك، مضطرب |
| | بدت جاين مرتبكة حين سألتها ماذا تنوي فعله. |
WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bileşik Şekiller:
|
kaygılanmak, endişelenmek, tedirgin olmak, heyecanlanmakFrom the English "anxious" f.,f.,f.,f. | | يصبح قلقًا، يشعر بالقلق |
| | من الطبيعي أن تشعر بالقلق قبل الامتحان. |
sıkıntılı, huzursuz edici, tedirgin ediciFrom the English "anxious" s.,s.,s. | | متوتر، عصيب |
| | بدأ طلاب كثيرون يتحركون بعصبيّة خلال الدقائق الأخيرة العصيبة للامتحان الموقوت. |
rahatsız edici, tedirgin edici, tedirgin edenFrom the English "unsettling" s. | | مقلق، مزعج |
| | سمعنا أخبارًا مقلقة عن البورصة في الصباح. |
rahatsız edici, tedirgin ediciFrom the English "perturbing" s.,s. | (مسبب للاضطراب) | مزعج، مجزِع |
tedirgin bir şekilde, endişeyleFrom the English "anxiously" z. | | بتَوَتُّر، بقلق |
| | انتظر الأبوان بتَوَتُّر ريثما انتهى الجرّاح من إجراء العملية الجراحية على ابنتهما. |
tedirgin etmek, korkutmakFrom the English "give the creeps" f.,f. | | يرعب شخصًا، يخيف شخصًا |
ürkmek, korkmak, rahatsız olmak, tedirgin olmakFrom the English "bug out" f.,f.,f. | | يتوتر، يخاف |
rahatsız etmek, canını sıkmak, huzursuz etmek, tedirgin etmek, endişelendirmek, kaygılandırmakFrom the English "perturb" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يسبّب اضطرابًا لشخص |
| | | يُقلق شخصًا |
rahatsız etmek, sıkıntı vermek, rahatsızlık vermek, tedirgin etmek, huzurunu bozmak, huzurunu kaçırmakFrom the English "unsettle" geçişli f.,geçişli f.,f. | | يُقلق شخصًا/شيئًا، يثير قلق شخص/شيء |
tedirgin edici, endişe verici, huzursuz edici, huzursuzluk veren, sıkıntı verici, rahatsız eden, sıkıntılıFrom the English "uneasy" s.,s.,s. | | مقلق |
| | خطر في بال طوني أمر أقلقه، وهو أنه ربما نسي باب بيته غير مقفل. |
endişe/tedirginlik veren, tedirgin edenFrom the English "distressing" s. | | مقلق، مثير للقلق |
iç kemiren, rahatsız edici, tedirgin ediciFrom the English "gnawing" s.,s.,s. | (mecazlı) | مزعج، مضايق |
tedirgin bir şekilde, tedirginlikleFrom the English "awkwardly" z. | | بإحراج |
| | | بخطورة |
endişeli olmak, tedirgin olmak, heyecanlı olmakFrom the English "anxious" f.,f. | | متوتر، شاعر بالتوتر |
| | شعرت عازفة البيانو بالتوتر قبل أول حفلة موسيقية لها في "كارنيغي هول". |
rahatsız etmek, huzurunu kaçırmak, endişelendirmek, kaygılandırmak, endişe vermek, tedirgin etmekFrom the English "disquiet" geçişli f.,geçişli f. | | يزعج شخصًا |
| | | يقلق شخصًا |
| | | يُحدث اضطرابًا لدي شخص |
telaşlandırmak, endişelendirmek, tedirgin etmekFrom the English "agitate" geçişli f.,geçişli f. | | يوتّر شخصًا، يجعل شخصًا مضطربًا |
rahatsız edici, rahatsızlık veren, tedirgin eden, tedirginlik veren, tedirgin edici, hoş olmayan, nahoşFrom the English "uncomfortable" s.,s.,s. | (durum) (وَضع) | غير مُريح، مربك |
| | كان الجوّ مربكًا في العشاء، فنصف الجالسين إلى المائدة لم يتبادلوا الحديث بعضهم مع بعض. |
içini kemirmek, rahatsız olmak, tedirgin olmak, endişelenmek, kaygılanmakFrom the English "gnaw" f.,geçişsiz f.,geçişsiz f. | (mecazlı) | يُقلق شخصًا، ينتاب شخصًا القلق |
| | (شكوك) | يتأكّل شخصًا |
| | انتابني القلق حين سمعت تحذير المرأة العجوز. |
tedirgin edici, rahatsız ediciFrom the English "troubling" s.,s. | | مُقْلِق |
| | | مُزْعِج |
| tedirgin halFrom the English "state" i. | | حالة نفسية |
| | كانت بولي في حالة نفسية سيئة بعد الحادث. |
|
|