WordReference English-Turkish Dictionary © 2025:
Temel Çeviriler |
heated adj | figurative (argument, discussion) | (tartışma, vb.) hararetli, ateşli s. |
| Jerry and Fiona had a heated argument about who should take the trash out. |
heated adj | (with heat) | ısınmış, ısıtılmış s. |
| Dan liked to swim in the heated pool. |
WordReference English-Turkish Dictionary © 2025:
Temel Çeviriler |
heat n | (great warmth) | ısı, sıcaklık, hararet i. |
| | vücut ısısı i. |
| You could feel the heat of the fire. |
| Ateşin sıcaklığını hissedebilirsin. |
| ⓘBu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. Soğukkanlı hayvanlar vücut ısılarını korumak için güneşe ihtiyaç duyarlar. |
heat n | (building: heating) (binalarda) | ısıtıcı, ısıtma sistemi, kalorifer i. |
| Is the heat on in the house? It is cold in here. |
| Isıtıcı çalışıyor mu? Burası çok soğuk. |
heat [sth]⇒ vtr | (make hot) | ısıtmak geçişli f. |
| The directions say to heat the water to room temperature. |
| Talimatlarda, suyun oda sıcaklığına gelinceye kadar ısıtılması gerektiği söyleniyor. |
Ek Çeviriler |
heat n | (temperature) | ısı, sıcaklık i. |
| | hararet i. |
| Cook the meat at high heat. |
heat n | (body's warmth) | vücut sıcaklığı, vücut ısısı i. |
| He hugged his daughter to warm her with the heat of his body. |
heat n | (high temperature from a fever) | ateş i. |
| I could feel the fever in the heat of his body. |
heat n | (hot weather) | sıcak hava i. |
| The heat here in summer brings in lots of tourists. |
heat n | (hot season) | sıcak mevsim i. |
| | sıcaklar çoğ. i. |
| During the cooler months they worked, but could do little during the heat. |
heat n | (sports, contest: preliminary round) (spor) | eleme yarışı i. |
| The winner of the third heat ran faster than the better-known competitors. |
heat n | (baseball: fast pitches) (beysbol) | hızlı atış i. |
| The new player wasn't used to the heat thrown by major league pitchers. |
heat n | (female animal: sexual arousal) (hayvanlarda) | kızgınlık dönemi i. |
| A cat's heat lasts about a week. |
heat n | (intensity of emotion) | duygu yoğunluğu i. |
| Tim's face burned with the heat of his resentment. |
heat n | (spiciness) | acılık i. |
| The cream in this recipe counteracts the heat of the chillies. |
heat [sth] vtr | (inflame with emotion) | kızıştırmak geçişli f. |
| | hararetlendirmek geçişli f. |
| She heated the conversation with the mention of his ex-wife. |
WordReference English-Turkish Dictionary © 2025:
Deyimsel fiiller heat | heated |
heat [sth] up vtr phrasal sep | (food: warm through) (yemek, vb.) | ısıtmak f. |
| I'll heat up your dinner whenever you get home. |
heat up vi phrasal | (become hot) | ısınmak f. |
| The house heated up during the day. |
heat up vi phrasal | informal, figurative (intensify) | şiddetlenmek f. |
| | hareketlenmek f. |
| | kızışmak f. |
| The discussion heated up once it turned to religion. |
WordReference English-Turkish Dictionary © 2025: