| Ek Çeviriler |
| ifadeFrom the English "expression" i. | (matematik) | تعبير رياضي |
ifade, anlatımFrom the English "statement" i.,i. | | تعبير، تصريح |
ifade, anlatım, deyim, tabirFrom the English "phrase" i.,i. | | تعبير، عبارة |
| | تفوّه تشارلي بعبارة لا أقولها إن تواجدتُ بين أشخاص مهذبين في كلامهم. |
ifade, yüz ifadesiFrom the English "face" i. | | تعبير |
sözcük, kelime dağarcığı, anlatım, ifadeFrom the English "lexis" i.,i.,i. | | مفردات، مجموع الكلمات |
söz, ifade, sesFrom the English "squeak" i.,i.,i. | | كلمة صغيرة |
| | ما رأيك في هذا يا جون؟ فنحن لم نسمع حتى كلمة صغيرة منك كل الاجتماع. |
beyan, ifadeFrom the English "recital" i.,i. | (hukuk) | حيثيّة |
boş, anlamsız (bakış, ifade, vb.)From the English "deadpan" s. | (مجازي) | جامد |
terim, ifade, sözFrom the English "term" i. | | كلمة |
| | | عبارة |
| | 'İşe yaramaz' teriminin kökeni ilginçtir. |
| | ⓘBu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. لكلمة "طفيليّ" أصل لافت للنظر. |
deyim, ifadeFrom the English "expression" i. | | عبارة |
| | "Çarçur etmek" deyimi lüzumsuz, gereksiz yere harcamak anlamına gelir. |
| | ⓘBu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. ⓘBu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. ما أصل عبارة "كان يا ما كان" التي يبدأ بها سرد القصص؟ |
savunu, savunma, müdafaa, itiraz, iddia, ifadeFrom the English "plea" i.,i.,i. | (hukuk) | دفع، جواب |
| | قدَّم المدَّعى عليه دفعًا بأنه غير مذنب. |
anlam, mana, ifadeFrom the English "import" i.,i. | | فحوى، مضمون |
tanıklık, şahitlik, ifadeFrom the English "evidence" i.,i. | | شهادة |
| | أدلى الطبيب بشهادته في ثالث أيام المحاكمة. |
Bileşik Şekiller:
|
havalandırma, (düşüncelerini, vb.) açığa vurma, ifade etmeFrom the English "airing" i.,i. | | تعبير، مجاهرة |
üslup, ifade biçimiFrom the English "turn of phrase" i.,i. | | أسلوب في التعبير |
belirtmek, işareti olmak, göstermek, ifade etmekFrom the English "denote" f.,f.,f.,f. | | يعني |
göstermek, ifade etmekFrom the English "indicate" geçişli f.,geçişli f. | | يشير إلى شيء، يكون دليلاً على شيء |
| | نتيجة ماريا في الامتحان هي دليل على مستوى ذكائها العالي. |
bildirmek, haber vermek, belirtmek, ifade etmekFrom the English "announce" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يُؤْذِن بشيء |
| | يؤذِن الزعفران بقدوم الربيع. |
anlaşılmak, anlam ifade etmekFrom the English "register" f.,f. | | يستوعب |
bildirmek, ifade etmek, söylemekFrom the English "have" geçişli f.,geçişli f. | | يقال، يُزعم |
belirtmek, söylemek, ifade etmekFrom the English "indicate" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يقول |
göstermek, belirtmek, ifade etmekFrom the English "declare" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يشير إلى |
anlaşılır konuşan, kendini rahatça ifade edebilenFrom the English "articulate" s. | | متحدث ماهر |
| | | فصيح |
| | كان تلميذ المدرسة الابتدائية متحدثًا ماهرًا بشكل يثير الاستغراب. |
kendinden emin, kendini ifade edebilenFrom the English "assertive" s.,s. | | جازم |
| | لم يكن أسلوب سيدني جازمًا قط، وربما لهذا السبب لم تتمّ ترقيتها بعد. |
bildirilen, belirtilen, bildirilmiş, belirtilmiş, açıklanmış, beyan edilmiş, ifade/ilan edilmişFrom the English "declared" s.,s. | | علنًا |
| | إنه مدمن كحول ويقول ذلك علنًا فلا يجب أن يُقَدَّم له المشروب. |
güzel konuşan/düşüncelerini rahatça ifade edebilen, belagatlıFrom the English "eloquent" s.,s. | (kişi) | طلق اللسان |
| ifade eden/belirten/gösterenFrom the English "significative" s. | | رمز، دليل |
kendini iyi ifade edemeyen, güzel konuşamayan, derdini anlatamayanFrom the English "inarticulate" s.,s.,s. | | لا يتقن التعبير |
eksik beyan, tefrit, yetersiz ifadeFrom the English "understatement" i.,i.,i. | | تلطيف |
| | | تبخيس، تقليل من فداحة شيء |
| | من يقول إن بروس قليل الذكاء إنما هو يلطّف الحقيقة. |
| | اتّهم أعضاء المعارضة الوزير بأنه يتعمد التقليل من فداحة المشكلة. |
(bir kimseye özgü) hareket/ifade tarzı, kişisel tarzFrom the English "mannerism" i. | | عادة، خصلة |
tekrar ifade etme, yeniden ifadeFrom the English "restatement" i. | | إعادة تأكيد |
kelimelere dökme, sözlü ifade etme, kelimelerle ifade etme, sözelleştirmeFrom the English "verbalization" i.,i.,i. | | تعبير لفظي، تعبير بالكلام |
| ifade/anlatma tarzıFrom the English "way of putting it" i. | | تشبيه |
konuşma özgürlüğü, ifade özgürlüğüFrom the English "freedom of speech" i.,i. | | حرية التعبير، حرية الكلام |
yemin etmek, yeminli ifade vermekFrom the English "swear" f.,f. | (hukuk) | يقسم، يحلف |
| | أقسم أن أقول الحقيقة ولا شيء إلا الحقيقة. |
anlam ifade etmemek, anlamsız/manasız olmak, mantıksız olmakFrom the English "not make sense" f.,f. | | لا يكون منطقياً، لا يعقل |
| | | غير منطقي |
(mahkemede) ifade vermek, tanıklık etmek, şahitlik etmekFrom the English "testify" f.,geçişsiz f. | | يشهد، يدلي بشهادة |
| | تم استدعاء اثنين من أقاربها ليدليا بشهادتهما. |
ifade etmek, anlatmakFrom the English "convey" geçişli f. | (mecazlı) | يوصل، ينقل |
| | Fikirlerini diğer grup üyelerine ifade etmekte zorlanıyor. |
| | لم يكن من السهل عليه إيصال أفكاره لباقي المجموعة. |
bildirmek, beyan etmek, açıklamak, ifade etmekFrom the English "declare" f.,f. | | يعلن شيئًا |
| | أعلن الرئيس استقالته. |
| duyguları serbestçe ifade etmek/dışa vurmak/belli etmekFrom the English "unleash" geçişli f. | (mecazlı) (عواطف، غضب) | يطلق العنان لشيء |
| | لم يستطع جون في الآخِر أن يُمسك أعصابه وقتًا أطول، فأطلق العنان لغضبه وأخذ يخبر الجميع في المكتب عن رأيه بهم. |
anlamına gelmek, demek olmak, ifade etmekFrom the English "signify" f. | | يَعني |
işareti olmak, delalet etmek, anlamına gelmek, ifade etmekFrom the English "denote" f.,f.,f. | | يعني |
tekrar doğrulamak/teyit etmek, yeniden belirtmek/ifade etmekFrom the English "reaffirm" geçişli f.,geçişli f. | | يعيد التأكيد على شيء |
tekrar belirtmek, yeniden ifade etmekFrom the English "restate" geçişli f. | | يذكر شيئًا ثانيةً، يعيد ذكر شيء |
teyit etmek, doğrulamak, belirtmek, ifade etmek, beyan etmekFrom the English "predicate" geçişli f.,geçişli f. | | يؤكد |
başka biçimde anlatmak, başka şekilde ifade etmekFrom the English "reword" geçişli f. | | يعيد صياغة شيء |
| başka biçimde ifade etmekFrom the English "rephrase" geçişli f. | | يعيد صياغة شيء |
dile getirmek, ifade etmek, sözcüklere dökmekFrom the English "verbalize" f.,f.,f. | | يعبّر عن شيء بالكلام، يعبّر عن شيء لفظًا |
başka bir şekilde ifade etmek, başka sözcüklerle anlatmakFrom the English "paraphrase" geçişli f.,geçişli f. | | يعيد صياغة شيء |
açık açık anlatmak, açıkça ifade etmekFrom the English "make clear" f.,f. | | يبيِّن شيئًا، يوضِّح شيئًا |
(ifade) sert, katıFrom the English "grim" s. | | متجهّم |
| | بدا الشرطي متجهّمًا وهو يملئ نموذج المخالفة. |
anlatan, ifade eden, gösterenFrom the English "expressive" s.,s. | | معبِّر عن شيء |
formülle ifade edilen, formülselFrom the English "formulaic" s. | | بشكل صيَغ |
sayıyla ifade edilen, rakamlarla ifade edilen, sayısalFrom the English "numerical" s. | | عددي، رقمي |
| açıkça ifade edilenFrom the English "aired" s. | (fikir, duygu) | مُصَرَّح عنه |
| ifade almaFrom the English "hearing" i. | | جلسة الاستماع |
| | أُحضر المشتبه به إلى جلسة استماع. |
| simgelerle/sembollerle ifadeFrom the English "symbolism" i. | | استخدام الرموز |
| ifade tarzı/anlatımFrom the English "phrasing" i. | | صياغة، أسلوب |
| yeminli ifadeFrom the English "deposition" i. | | إفادة |
anlaşılır olmak, anlam ifade etmekFrom the English "make sense" f.,f. | | يكون مفهومًا |
| açıkça ifade etmekFrom the English "make it clear" f. | | يوضّح أن |
| | أود أن أوضّح للمجلس أني لا أوافق على هذا القرار. |
ifade vermek, tanıklık etmek, şahitlik etmekFrom the English "depose" f.,f. | (hukuk) | يشهد، يدلي بشهادته |
belirtmek, ifade etmek, dile getirmek, anlatmakFrom the English "express" geçişli f.,geçişli f. | | يعبّر عن شيء |
| | Proje ile ilgili memnuniyetsizliğini dile getirdi. |
| | عبّر عن عدم رضاه بالمشروع. |
açık olarak belirtmek, ifade etmek, tanımlamakFrom the English "formulate" geçişli f.,geçişli f. | | يصوغ |
başka sözcüklerle anlatmak, başka bir şekilde ifade etmekFrom the English "paraphrase" geçişli f.,geçişli f. | | يعيد صياغة كلام شخص، يقتبس كلام شخص بتصرف |
| otoriter ifade/beyanatFrom the English "scripture" i. | (mecazlı) | حاسم، نهائي |
| | (مجازي، غير مستحَبّ) | كأنه مُنزَل |
başka sözcüklerle anlatma/açıklama, açımlama, başka bir şekilde ifade etmeFrom the English "paraphrase" i.,i. | | إعادة صياغة |
ikna edici konuşma, güçlü ifadeFrom the English "assurance" i.,i. | | تعهد، تأكيد |
| | زادت تأكيدات السيناتور أن صوت كل مواطن سيكون مسموعًا من شعبيّته في أوساط الناخبين. |
anlam ifade etmek, anlamı olmakFrom the English "stack up" f.,f. | | لا يكون منطقيًّا |
açıklamak, ifade etmekFrom the English "put" geçişli f. | | يصوغ شيئًا |
| | | يعبّر عن شيء |
| | Bu konuyu onu üzmeyecek bir şekilde kendisine açıklayacağım. |
| | سأصوغ كلامي بطريقة لا تحزنها عندما أخبرها بالأمر. |
| (sözcüklerle) ifade etmekFrom the English "word" geçişli f. | (bir şeyi) | يصوغ |
| | Onu üzmemek için anlatmak istediğini değişik sözcükler kullanarak ifade etmelisin. |
| | عليك أن تصوغها بشكل مختلف لكيلا يستاء. |
söylemek, belirtmek, ifade etmekFrom the English "couch" f.,f. | | يبطن شيئًا بشيء، يصوغ شيئًا بشيء |
| | صغت اقتراحي بعبارات إطراء. |
asık (yüz), yorgun, süzgün (ifade)From the English "drawn" s. | | منهك، متعب |
| | كان وجه المدير المنهك يوحي بأنه قضى الليل كله في المكتب. |
| açıkça söylemek/ifade etmekFrom the English "make clear" f. | | يوضِّح لشخص أن |
söylemek, demek, ifade etmek, belirtmekFrom the English "remark" f.,f. | | يقول إن |
| | قال أندرو إنه أراد تقديم المساعدة فحسب. |
| kelimelerle ifade etmek/anlatmakFrom the English "phrase" geçişli f. | (بكلمات) | يعبّر عن شيء |
| | أفكارك جيدة، ولكن أعتقد أنك تستطيع التعبير عنها بشكل أحسن. // عبّر لاري عن أفكاره بشكل سيئ فشعر دانيال بالمهانة. |
anlatmak, ifade etmekFrom the English "articulate" geçişli f. | (bir şeyi) | يعبر عن شيء |
| | وجدت كاثرين أنها تستصعب التعبير عن مشاعرها عندما تكون تعبة. |
| yalan (ifade)From the English "dishonest" s. | | كاذب، غير صادق، غير صحيح |
| | كان وصف الأولاد لما رأوه كاذبًا. |
| kendini iyi ifade etmekFrom the English "articulate" f. | | يعبّر عمّا يريد قوله |
| | عندما حان دور جوزف للإدلاء بتقريره، تمكّن من التعبير بشكل جيّد عمّا يريد قوله بفضل استعداده المسبق. |
ifade etmek, işareti olmakFrom the English "mean" geçişli f.,f. | | يعني شيئًا |
| | عندما ينبح الكلب، فهذا يعني أن خطرًا يقترب. |
| ifade yoluFrom the English "outlet" i. | (mecazlı) | وسيلة تعبير |
| | كانت الكتابة وسيلة يعبّر بها عن إبداعه. |
ilan etmek, beyan etmek, bildirmek, açıklamak, ifade etmekFrom the English "state" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | (aşkını, vb.) | يصرّح، يعبّر |
| | عبّر العريس عن حبّه للعروس. |
ifade etmek, bildirmek, belirtmekFrom the English "import" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يشير إلى، يعني |
dışa vurma yolu, belli etme yolu, ifade etme şekliFrom the English "outlet" f.,f. | | تنفيس |
| | غالبًا ما يساعد ضرب كرة اللكم في التنفيس عن الغضب. |
ifade etmek, açıklamakFrom the English "state" geçişli f. | | يبسط، يعرض |
| | عرض الرئيس سياسته بعبارات واضحة. |
| lehte ifadeFrom the English "brief" i. | (hukuk) | خلاصة مرافعة |
| | كانت خلاصة المرافعة التي قدمها المحامي مقنعة. |
(birşeyi ifade etmekte kullanılan) araç, vasıtaFrom the English "vehicle" i. | | وسيلة للتعبير |
| | كانت الصحيفة هي وسيلة رئيس التحرير ليعبّر عن آرائه الخاصة. |
ifade edilmiş, belirtilmiş, beyan edilmişFrom the English "stated" s.,s. | | مُصَرَّح به، معلَن |
(söz) hileli, görünenden başka bir anlamı ifade edenFrom the English "loaded" s. | | معبِّر، مليء بالمعاني |
| doğru ifadeFrom the English "tautology" i. | (mantık) (في المنطق) | تحصيل حاصل |
meramını anlatmak, kendini ifade etmekFrom the English "speak" f. | | يعبّر، يتكلم |
| | لا تحتفظ برأيك لنفسك. عبّر! |
işaret etmek, ifade etmek, belirtmek, anlamına gelmek, demeye gelmek, göstermek, delalet etmekFrom the English "imply" f.,f.,f.,f. | | يعني، يدلّ، يشير |