WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026:

Temel Çeviriler
TürkçeArapça
ifade,
laf,
söz
From the English "statement"
i.,i.
(sözlü veya yazılı)كلام
 İfadeniz tamamen yanlıştır.
 كلامك غير صحيح تمامًا.
ifade,
emoji
From the English "emoticon"
i.,i.
(bilgisayar) (في الحوسبة)رمز مشاعر، رمز تعبيري
ifadeFrom the English "statement" i.إفادة
 ساهمت إفادة الشاهد في إدانة المجرم.
  Önemli bir şeyler mi eksik? Hata bildirin ya da geliştirme önerin.
Ek Çeviriler
TürkçeArapça
ifadeFrom the English "expression" i. (matematik)تعبير رياضي
ifade,
anlatım
From the English "statement"
i.,i.
تعبير، تصريح
ifade,
anlatım,
deyim,
tabir
From the English "phrase"
i.,i.
تعبير، عبارة
 تفوّه تشارلي بعبارة لا أقولها إن تواجدتُ بين أشخاص مهذبين في كلامهم.
ifade,
yüz ifadesi
From the English "face"
i.
تعبير
sözcük,
kelime dağarcığı,
anlatım,
ifade
From the English "lexis"
i.,i.,i.
مفردات، مجموع الكلمات
söz,
ifade,
ses
From the English "squeak"
i.,i.,i.
كلمة صغيرة
 ما رأيك في هذا يا جون؟ فنحن لم نسمع حتى كلمة صغيرة منك كل الاجتماع.
beyan,
ifade
From the English "recital"
i.,i.
(hukuk)حيثيّة
boş,
anlamsız (bakış,
ifade,
vb.)
From the English "deadpan"
s.
 (مجازي)جامد
terim,
ifade,
söz
From the English "term"
i.
كلمة
  عبارة
 'İşe yaramaz' teriminin kökeni ilginçtir.
 Bu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. لكلمة "طفيليّ" أصل لافت للنظر.
deyim,
ifade
From the English "expression"
i.
عبارة
 "Çarçur etmek" deyimi lüzumsuz, gereksiz yere harcamak anlamına gelir.
 Bu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. Bu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. ما أصل عبارة "كان يا ما كان" التي يبدأ بها سرد القصص؟
savunu,
savunma,
müdafaa,
itiraz,
iddia,
ifade
From the English "plea"
i.,i.,i.
(hukuk)دفع، جواب
 قدَّم المدَّعى عليه دفعًا بأنه غير مذنب.
anlam,
mana,
ifade
From the English "import"
i.,i.
فحوى، مضمون
tanıklık,
şahitlik,
ifade
From the English "evidence"
i.,i.
شهادة
 أدلى الطبيب بشهادته في ثالث أيام المحاكمة.

WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026:

Bileşik Şekiller:
TürkçeArapça
havalandırma,
(düşüncelerini,
vb.) açığa vurma,
ifade etme
From the English "airing"
i.,i.
تعبير، مجاهرة
üslup,
ifade biçimi
From the English "turn of phrase"
i.,i.
أسلوب في التعبير
belirtmek,
işareti olmak,
göstermek,
ifade etmek
From the English "denote"
f.,f.,f.,f.
يعني
göstermek,
ifade etmek
From the English "indicate"
geçişli f.,geçişli f.
يشير إلى شيء، يكون دليلاً على شيء
 نتيجة ماريا في الامتحان هي دليل على مستوى ذكائها العالي.
bildirmek,
haber vermek,
belirtmek,
ifade etmek
From the English "announce"
geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.
يُؤْذِن بشيء
 يؤذِن الزعفران بقدوم الربيع.
anlaşılmak,
anlam ifade etmek
From the English "register"
f.,f.
يستوعب
bildirmek,
ifade etmek,
söylemek
From the English "have"
geçişli f.,geçişli f.
يقال، يُزعم
belirtmek,
söylemek,
ifade etmek
From the English "indicate"
geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.
يقول
göstermek,
belirtmek,
ifade etmek
From the English "declare"
geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.
يشير إلى
anlaşılır konuşan,
kendini rahatça ifade edebilen
From the English "articulate"
s.
متحدث ماهر
  فصيح
 كان تلميذ المدرسة الابتدائية متحدثًا ماهرًا بشكل يثير الاستغراب.
kendinden emin,
kendini ifade edebilen
From the English "assertive"
s.,s.
جازم
 لم يكن أسلوب سيدني جازمًا قط، وربما لهذا السبب لم تتمّ ترقيتها بعد.
bildirilen,
belirtilen,
bildirilmiş,
belirtilmiş,
açıklanmış,
beyan edilmiş,
ifade/ilan edilmiş
From the English "declared"
s.,s.
علنًا
 إنه مدمن كحول ويقول ذلك علنًا فلا يجب أن يُقَدَّم له المشروب.
güzel konuşan/düşüncelerini rahatça ifade edebilen,
belagatlı
From the English "eloquent"
s.,s.
(kişi)طلق اللسان
ifade eden/belirten/gösterenFrom the English "significative" s.رمز، دليل
kendini iyi ifade edemeyen,
güzel konuşamayan,
derdini anlatamayan
From the English "inarticulate"
s.,s.,s.
لا يتقن التعبير
eksik beyan,
tefrit,
yetersiz ifade
From the English "understatement"
i.,i.,i.
تلطيف
  تبخيس، تقليل من فداحة شيء
 من يقول إن بروس قليل الذكاء إنما هو يلطّف الحقيقة.
 اتّهم أعضاء المعارضة الوزير بأنه يتعمد التقليل من فداحة المشكلة.
(bir kimseye özgü) hareket/ifade tarzı,
kişisel tarz
From the English "mannerism"
i.
عادة، خصلة
tekrar ifade etme,
yeniden ifade
From the English "restatement"
i.
إعادة تأكيد
kelimelere dökme,
sözlü ifade etme,
kelimelerle ifade etme,
sözelleştirme
From the English "verbalization"
i.,i.,i.
تعبير لفظي، تعبير بالكلام
ifade/anlatma tarzıFrom the English "way of putting it" i.تشبيه
konuşma özgürlüğü,
ifade özgürlüğü
From the English "freedom of speech"
i.,i.
حرية التعبير، حرية الكلام
yemin etmek,
yeminli ifade vermek
From the English "swear"
f.,f.
(hukuk)يقسم، يحلف
 أقسم أن أقول الحقيقة ولا شيء إلا الحقيقة.
anlam ifade etmemek,
anlamsız/manasız olmak,
mantıksız olmak
From the English "not make sense"
f.,f.
لا يكون منطقياً، لا يعقل
  غير منطقي
(mahkemede) ifade vermek,
tanıklık etmek,
şahitlik etmek
From the English "testify"
f.,geçişsiz f.
يشهد، يدلي بشهادة
 تم استدعاء اثنين من أقاربها ليدليا بشهادتهما.
ifade etmek,
anlatmak
From the English "convey"
geçişli f.
(mecazlı)يوصل، ينقل
 Fikirlerini diğer grup üyelerine ifade etmekte zorlanıyor.
 لم يكن من السهل عليه إيصال أفكاره لباقي المجموعة.
bildirmek,
beyan etmek,
açıklamak,
ifade etmek
From the English "declare"
f.,f.
يعلن شيئًا
 أعلن الرئيس استقالته.
duyguları serbestçe ifade etmek/dışa vurmak/belli etmekFrom the English "unleash" geçişli f. (mecazlı) (عواطف، غضب)يطلق العنان لشيء
 لم يستطع جون في الآخِر أن يُمسك أعصابه وقتًا أطول، فأطلق العنان لغضبه وأخذ يخبر الجميع في المكتب عن رأيه بهم.
anlamına gelmek,
demek olmak,
ifade etmek
From the English "signify"
f.
يَعني
işareti olmak,
delalet etmek,
anlamına gelmek,
ifade etmek
From the English "denote"
f.,f.,f.
يعني
tekrar doğrulamak/teyit etmek,
yeniden belirtmek/ifade etmek
From the English "reaffirm"
geçişli f.,geçişli f.
يعيد التأكيد على شيء
tekrar belirtmek,
yeniden ifade etmek
From the English "restate"
geçişli f.
يذكر شيئًا ثانيةً، يعيد ذكر شيء
teyit etmek,
doğrulamak,
belirtmek,
ifade etmek,
beyan etmek
From the English "predicate"
geçişli f.,geçişli f.
يؤكد
başka biçimde anlatmak,
başka şekilde ifade etmek
From the English "reword"
geçişli f.
يعيد صياغة شيء
başka biçimde ifade etmekFrom the English "rephrase" geçişli f.يعيد صياغة شيء
dile getirmek,
ifade etmek,
sözcüklere dökmek
From the English "verbalize"
f.,f.,f.
يعبّر عن شيء بالكلام، يعبّر عن شيء لفظًا
başka bir şekilde ifade etmek,
başka sözcüklerle anlatmak
From the English "paraphrase"
geçişli f.,geçişli f.
يعيد صياغة شيء
açık açık anlatmak,
açıkça ifade etmek
From the English "make clear"
f.,f.
يبيِّن شيئًا، يوضِّح شيئًا
(ifade) sert,
katı
From the English "grim"
s.
متجهّم
 بدا الشرطي متجهّمًا وهو يملئ نموذج المخالفة.
anlatan,
ifade eden,
gösteren
From the English "expressive"
s.,s.
معبِّر عن شيء
formülle ifade edilen,
formülsel
From the English "formulaic"
s.
بشكل صيَغ
sayıyla ifade edilen,
rakamlarla ifade edilen,
sayısal
From the English "numerical"
s.
عددي، رقمي
açıkça ifade edilenFrom the English "aired" s. (fikir, duygu)مُصَرَّح عنه
ifade almaFrom the English "hearing" i.جلسة الاستماع
 أُحضر المشتبه به إلى جلسة استماع.
simgelerle/sembollerle ifadeFrom the English "symbolism" i.استخدام الرموز
ifade tarzı/anlatımFrom the English "phrasing" i.صياغة، أسلوب
yeminli ifadeFrom the English "deposition" i.إفادة
anlaşılır olmak,
anlam ifade etmek
From the English "make sense"
f.,f.
يكون مفهومًا
açıkça ifade etmekFrom the English "make it clear" f.يوضّح أن
 أود أن أوضّح للمجلس أني لا أوافق على هذا القرار.
ifade vermek,
tanıklık etmek,
şahitlik etmek
From the English "depose"
f.,f.
(hukuk)يشهد، يدلي بشهادته
belirtmek,
ifade etmek,
dile getirmek,
anlatmak
From the English "express"
geçişli f.,geçişli f.
يعبّر عن شيء
 Proje ile ilgili memnuniyetsizliğini dile getirdi.
 عبّر عن عدم رضاه بالمشروع.
açık olarak belirtmek,
ifade etmek,
tanımlamak
From the English "formulate"
geçişli f.,geçişli f.
يصوغ
başka sözcüklerle anlatmak,
başka bir şekilde ifade etmek
From the English "paraphrase"
geçişli f.,geçişli f.
يعيد صياغة كلام شخص، يقتبس كلام شخص بتصرف
otoriter ifade/beyanatFrom the English "scripture" i. (mecazlı)حاسم، نهائي
  (مجازي، غير مستحَبّ)كأنه مُنزَل
başka sözcüklerle anlatma/açıklama,
açımlama,
başka bir şekilde ifade etme
From the English "paraphrase"
i.,i.
إعادة صياغة
ikna edici konuşma,
güçlü ifade
From the English "assurance"
i.,i.
تعهد، تأكيد
 زادت تأكيدات السيناتور أن صوت كل مواطن سيكون مسموعًا من شعبيّته في أوساط الناخبين.
anlam ifade etmek,
anlamı olmak
From the English "stack up"
f.,f.
لا يكون منطقيًّا
açıklamak,
ifade etmek
From the English "put"
geçişli f.
يصوغ شيئًا
  يعبّر عن شيء
 Bu konuyu onu üzmeyecek bir şekilde kendisine açıklayacağım.
 سأصوغ كلامي بطريقة لا تحزنها عندما أخبرها بالأمر.
(sözcüklerle) ifade etmekFrom the English "word" geçişli f. (bir şeyi)يصوغ
 Onu üzmemek için anlatmak istediğini değişik sözcükler kullanarak ifade etmelisin.
 عليك أن تصوغها بشكل مختلف لكيلا يستاء.
söylemek,
belirtmek,
ifade etmek
From the English "couch"
f.,f.
يبطن شيئًا بشيء، يصوغ شيئًا بشيء
 صغت اقتراحي بعبارات إطراء.
asık (yüz),
yorgun,
süzgün (ifade)
From the English "drawn"
s.
منهك، متعب
 كان وجه المدير المنهك يوحي بأنه قضى الليل كله في المكتب.
açıkça söylemek/ifade etmekFrom the English "make clear" f.يوضِّح لشخص أن
söylemek,
demek,
ifade etmek,
belirtmek
From the English "remark"
f.,f.
يقول إن
 قال أندرو إنه أراد تقديم المساعدة فحسب.
kelimelerle ifade etmek/anlatmakFrom the English "phrase" geçişli f. (بكلمات)يعبّر عن شيء
 أفكارك جيدة، ولكن أعتقد أنك تستطيع التعبير عنها بشكل أحسن. // عبّر لاري عن أفكاره بشكل سيئ فشعر دانيال بالمهانة.
anlatmak,
ifade etmek
From the English "articulate"
geçişli f.
(bir şeyi)يعبر عن شيء
 وجدت كاثرين أنها تستصعب التعبير عن مشاعرها عندما تكون تعبة.
yalan (ifade)From the English "dishonest" s.كاذب، غير صادق، غير صحيح
 كان وصف الأولاد لما رأوه كاذبًا.
kendini iyi ifade etmekFrom the English "articulate" f.يعبّر عمّا يريد قوله
 عندما حان دور جوزف للإدلاء بتقريره، تمكّن من التعبير بشكل جيّد عمّا يريد قوله بفضل استعداده المسبق.
ifade etmek,
işareti olmak
From the English "mean"
geçişli f.,f.
يعني شيئًا
 عندما ينبح الكلب، فهذا يعني أن خطرًا يقترب.
ifade yoluFrom the English "outlet" i. (mecazlı)وسيلة تعبير
 كانت الكتابة وسيلة يعبّر بها عن إبداعه.
ilan etmek,
beyan etmek,
bildirmek,
açıklamak,
ifade etmek
From the English "state"
geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.
(aşkını, vb.)يصرّح، يعبّر
 عبّر العريس عن حبّه للعروس.
ifade etmek,
bildirmek,
belirtmek
From the English "import"
geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.
يشير إلى، يعني
dışa vurma yolu,
belli etme yolu,
ifade etme şekli
From the English "outlet"
f.,f.
تنفيس
 غالبًا ما يساعد ضرب كرة اللكم في التنفيس عن الغضب.
ifade etmek,
açıklamak
From the English "state"
geçişli f.
يبسط، يعرض
 عرض الرئيس سياسته بعبارات واضحة.
lehte ifadeFrom the English "brief" i. (hukuk)خلاصة مرافعة
 كانت خلاصة المرافعة التي قدمها المحامي مقنعة.
(birşeyi ifade etmekte kullanılan) araç,
vasıta
From the English "vehicle"
i.
وسيلة للتعبير
 كانت الصحيفة هي وسيلة رئيس التحرير ليعبّر عن آرائه الخاصة.
ifade edilmiş,
belirtilmiş,
beyan edilmiş
From the English "stated"
s.,s.
مُصَرَّح به، معلَن
(söz) hileli,
görünenden başka bir anlamı ifade eden
From the English "loaded"
s.
معبِّر، مليء بالمعاني
doğru ifadeFrom the English "tautology" i. (mantık) (في المنطق)تحصيل حاصل
meramını anlatmak,
kendini ifade etmek
From the English "speak"
f.
يعبّر، يتكلم
 لا تحتفظ برأيك لنفسك. عبّر!
işaret etmek,
ifade etmek,
belirtmek,
anlamına gelmek,
demeye gelmek,
göstermek,
delalet etmek
From the English "imply"
f.,f.,f.,f.
يعني، يدلّ، يشير
  • Go to Preferences page and choose from different actions for taps or mouse clicks.
"ifade" için Google Çeviri'nin tercümesine göz atabilirsiniz.

Diğer dillerde: İspanyolca | Fransızca | Portekizce | İtalyanca | Almanca | Hollandaca | İsveççe | Polonyaca | Romence | Çekçe | Yunanca | Çince | Japonca | Korece | İngilizce

Reklamlar
Reklamlar
Uygunsuz bir reklamı rapor et.
WordReference.com
WORD OF THE DAY
GET THE DAILY EMAIL!