|
|
Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. | Temel Çeviriler |
fayda, yararFrom the English "credit" i. | | فائدة، منفعة |
| | إتقان مديرنا لعمله عاد بالفائدة على فريقنا. |
fayda, yarar, iyilikFrom the English "good" i.,i. | | خير شخص/شيء، مصلحة شخص/شيء |
| | يجب أن تخدم القرارات السياسية دائمًا مصلحة الشعب. |
| Ek Çeviriler |
fayda, yararFrom the English "good" i. | | نفع، فائدة |
fayda, yarar, yardımFrom the English "help" i.,i. | | راحة |
fayda, yararFrom the English "profit" i. | | فائدة، منفعة |
| | لا فائدة من التعامل بخشونة من الناس. |
fayda, yararFrom the English "utility" i. | (ekonomi) (في الاقتصاد) | منفعة |
| | يُقصد بالمنفعة نسبة رضا المستهلك عن السلع أو الخدمات. |
avantaj, fayda, yarar, çıkar, menfaatFrom the English "benefit" i.,i.,i. | | فائدة |
| | Otomobil sahibi olmanın birtakım avantajları vardır. |
| | هناك فوائد من امتلاك سيارة. |
avantaj, istifade, fayda, yararFrom the English "leverage" i.,i.,i. | (mecazlı) | مصلحة، دعم |
| | استغلت الوضع لمصلحتها في المفاوضات. استغلت الوضع لدعم موقفها في المفاوضات |
hatır, fayda, yararFrom the English "sake" i.,i. | | مصلحة |
| | اشتركت في الجدال لمصلحتك أنت، فلم يكن لي اهتمام شخصي بالخلاف. |
yarar, fayda, çıkarFrom the English "grist" i.,i.,i. | | لمنفعة شخص، لمصلحة شخص |
| | | ما يعود بالفائدة على شخص |
avantaj, getiri, fayda, yararFrom the English "payoff" i.,i.,i. | | فائدة، جدوى |
avantaj, istifade, yarar, faydaFrom the English "profit" i.,i.,i. | | فائدة، مصلحة |
avantaj, fayda, yararFrom the English "percentage" i.,i. | | فائدة |
avantaj, yarar, fayda, kazançFrom the English "advantage" i. | (başarıya götüren faktör) | ميزة |
| | Bu grubun bir avantajı da esnek olabilmesidir. |
| | إحدى ميزات هذا الفريق مرونته. |
kâr, kazanç, fayda, yarar, menfaatFrom the English "profit" i.,i. | | ربح |
| | Gömleği aldığı fiyatın üzerinde bir fiyatla satarak kâr yaptı. |
| | حقق ربحًا ببيع القميص بسعر أعلى من سعر الشراء. |
yarar, fayda, tesir, etkiFrom the English "effect" i.,i. | | تأثير |
| | Hükümet müdahalesinin hiçbir yararı olmadı. |
| | لم يكن لتدخل الحكومة أي تأثير. |
yarar, fayda, avantajFrom the English "plus" i. | | فائدة، إيجابية |
| | نظام عمل جوان مرن، وهذه إيجابية جيدة. |
yarar, fayda, kazançFrom the English "advantage" i.,i. | | منفعة، فائدة، مصلحة |
| | ⓘBu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. أعرف أنك لا تحب تعلم اللغات بطبيعتك، لكن تعلم الفرنسية سيعود بالفائدة عليك ولا سيما أننا نعيش في فرنسا. |
yarar, faydaFrom the English "good" i. | | لخير، لمصلحة، لصالح |
| | Bu işi, hepimizin faydasını gözeterek yaptım. |
menfaat, çıkar, fayda, yararFrom the English "interest" i.,i. | | مصلحة |
yarar, faydaFrom the English "avail" i. | | فائدة |
yarar, fayda, işe yararlık, kullanışlılıkFrom the English "usefulness" i.,i. | | نفع، فائدة، جدوى |
WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026:
|
|