|
|
Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. | Temel Çeviriler |
zengin, varlıklıFrom the English "well off" s.,s. | | ثريّ، غنيّ |
zengin, varlıklıFrom the English "well-to-do" s.,s. | | غني، ثري |
| | أوحت ملابسه بأنه ثري، لكن لكنته كانت تدلّ على العكس. |
zengin, ile doluFrom the English "rich" s.,s. | | يعج، يزخر |
| | تزخر الغابة بالكائنات الحية البرية. |
| Ek Çeviriler |
zengin, varlıklı, paralıFrom the English "loaded" s.,s.,s. | | غني، ثري، ميسور |
zengin, cömertFrom the English "flush" s.,s. | | ثري |
| | ⓘBu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. أشعر وكأني ثري بعدما قبضتُ مبلغًا كبيرًا. |
| zenginFrom the English "rich" s. | (kültür, vb.) | غني بشيء، حافل بشيء |
zengin, varlıklı, servet sahibiFrom the English "rich" s. | | ثري، غني |
| | روكفيلر عائلة ثرية. |
zengin, varlıklıFrom the English "wealthy" s. | | ثري، غني |
| | ذهب الزوجان الثريّان في إجازة مترفة. |
zengin, varlıklı, hali vakti yerindeFrom the English "affluent" s.,s. | | ثري، غني |
| | كريستينا من عائلة غنية، ولم تضطر يومًا إلى العمل. |
zengin, varlıklı, müreffehFrom the English "prosperous" s. | | ثري، غني |
| | تزوّج بفتاة من عائلة ثريّة للغاية. |
zengin, varlıklıFrom the English "opulent" s. | | مترَف، فخم، باذخ |
zengin, varlıklıFrom the English "minted" s. | | غنيّ، ثريّ |
varlıklı, zenginFrom the English "moneyed" s.,s. | | غنيّ، ثريّ |
bol, zenginFrom the English "generous" s. | | كبير |
| | أعطت كايت ابنها حصة كبيرة من البطاطا المهروسة. |
WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bileşik Şekiller:
|
zenginler, zengin kesimFrom the English "rich" çoğ. i.,i. | | الأثرياء، الأغنياء |
| | سيتغير اقتصادنا كثيرًا إذا منعنا الأثرياء من وضع القوانين الضريبية. |
| yaratıcı/zenginFrom the English "fertile" s. | (hayal gücü) | أفكار خصبة |
| sıfırdan zengin olmakFrom the English "from rags to riches" f. | | من الفقر إلى الثروة |
çok zengin kimse, milyonerFrom the English "millionaire" i. | (شخص ثري جدًّا) | مليونير |
güçlü/zengin işadamı, kodamanFrom the English "tycoon" i. | | قطب، عملاق |
zengin/verimli/killi toprak, balçıkFrom the English "loam" i.,i. | | طفال رملي، تربة رملية طينية |
(zengin erkeklerle düşüp kalkan) metres, odalıkFrom the English "courtesan" i. | (tarihi) | محظيَّة |
zengin gösteri/gösterişli şov, ekstravaganzaFrom the English "extravaganza" i. | | عرض ضخم، استعراض مذهل |
| zengin dul kadınFrom the English "dowager" i. | | أرملة من النبلاء، أرملة غنية |
| zengin tatilciFrom the English "jet setter" i. | (ممن يكثر السفر للمتعة) | ثريّ |
| yaşlı ve zengin sevgiliFrom the English "sugar daddy" i. | (erkek) | عشيق عجوز غني |
zengin olmak, zenginleşmekFrom the English "get rich" f. | | يصبح غنيًا، يصبح ثريًا |
zenginleşmek, zengin olmakFrom the English "grow rich" f. | | يزداد ثراءً |
| sonradan görme/yeni zengin kimseFrom the English "upstart" i. | | حديث النعمة |
hazine/zengin kaynak, sahipsiz hazine, sahipsiz defineFrom the English "treasure-trove" i.,i. | | كنز |
zengin ve güçlü iş adamı, baronFrom the English "baron" i.,i. | (صاحب نفوذ وثروة) | قطب |
| zengin mahallesiFrom the English "uptown" i. | | المنطقة الأثرى في المدينة |
zengin/killi toprakla kaplamak, balçıkla kaplamakFrom the English "loam" geçişli f.,geçişli f. | | يضع طفالاً رمليًّا لشيء |
| zengin lezzetFrom the English "richness" i. | (yiyecek) (النكهة) | قوّة، حدّة |
| | | دسامة |
| zengin ülkeFrom the English "promised land" i. | | مكان مزدهر |
| | | يحقق الازدهار |
zenginler, zengin kimseler, varlıklı kimselerFrom the English "better off" çoğ. i.,çoğ. i. | | ميسور الحال، موسِر |
zengin kaynak, hazineFrom the English "mine" i.,i. | (mecazlı) (مجازًا) | كنز من شيء |
| | هذا الموقع هو كنز من المعلومات. |
ile dolu olmak, yönünden zengin olmakFrom the English "abound" f.,f. | | يمتلئ بـ، يزخر بـ، يعجّ بـ |
| | (غالبًا مع أمور غير مادية) | يسوده |
| | الحقول في هذه المنطقة تزخر بالأزهار البريّة. |
bilgi kaynağı, zengin kaynakFrom the English "repository" i.,i. | (bir konuda) (مجازي) | موسوعة |
zengin ve nüfuzlu kimseler, kudret sahibi kimselerFrom the English "mighty" çoğ. i.,çoğ. i. | | نافذون، أصحاب النفوذ |
lüks içinde yaşamak, zengin bir hayat sürmekFrom the English "live high" f.,f. | | يعيش في بذخ |
zengin olmak, varlıklı olmakFrom the English "have" geçişsiz f. | | يكون غنيًّا |
zengin etmek, zenginleştirmekFrom the English "enrich" geçişli f. | | يُغْني شخصًا، يجعل شخصًا غنيًّا |
|
|