|
|
Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. | Temel Çeviriler |
yoğun, şiddetliFrom the English "intense" s.,s. | (حَرّ، إلخ) | شديد |
| | اضطرّ الرياضيون للعب في الحرّ الشديد، ولزم نقل شخص إلى المستشفى. |
| yoğunFrom the English "full on" s. | | شديد |
| | | مُجهِد |
| yoğunFrom the English "fruity" s. | (aroma) | قويّ، غنيّ |
| | | عبِق |
yoğun, ağırFrom the English "heavy duty" s.,s. | | كثيف، شديد، بليغ، فائق |
yoğun, sıkışıkFrom the English "cramped" s.,s. | (program, vb.) | مكتظ بالمواعيد |
| | | ممتلئ |
| | جدول مواعيد طبيب أسناني ممتلئ، لذا لن يستطيع معاينتي قبل الغد. |
yoğun, derinlemesine, yoğunlaştırılmışFrom the English "intensive" s.,s.,s. | | دقيق، شامل |
| yoğunFrom the English "intense" s. | (his) (شعور) | شديد |
| | شعرت الأمّ بحبّ شديد نحو مولودها الجديد. |
| yoğunFrom the English "intense" s. | (konsantrasyon, vb.) (تركيز) | شديد |
| | علت على وجه مارتين أمارات التركيز الشديد وهو يحاول حل المعادلة. |
| Ek Çeviriler |
yoğun, büyükFrom the English "big" s.,s. | | كبير، هائل، شديد |
| yoğunFrom the English "rich" s. | | قوي |
yoğun, hızlandırılmışFrom the English "crash" s.,s. | | مكثف، سريع |
yoğun, kesifFrom the English "thick" s.,s. | (sis, vb.) | كثيف، سميك |
yoğun, kesifFrom the English "gross" s.,s. | | كثيف |
yoğun, delip geçenFrom the English "piercing" s.,s. | | مهيّج للمشاعر، مثير للمشاعر |
| | | محرّك لكوامن النفس |
yoğun, karmaşıkFrom the English "intricate" s.,s. | | معقَّد، متشابك، مفصَّل |
| yoğunFrom the English "exquisite" s. | (duygu, his) | مرهف |
yoğun, şiddetliFrom the English "fiery" s. | | حادّ، محتدم |
şiddetli, yoğun, ateşliFrom the English "storming" s.,s.,s. | (مجازي) | عاصف |
| | | حيوي |
şiddetli, yoğunFrom the English "profound" s.,s. | | شديد |
| | يجب ألا يكون الصمم الشديد عائقًا أمام تحصيل التعليم الجيد. |
koyu, yoğunFrom the English "heavy" s.,s. | (krema, vb.) | كثيف، غليظ |
| | إن كانت الكريما التي تستعملها غير كثيفة، يمكنك إضافة الهلام لتغليظها. |
koyu, yoğunFrom the English "thick" s.,s. | (içecek) | غليظ |
masif, yoğun, ciddiFrom the English "massive" s.,s.,s. | (tıp) | كبير، بليغ |
şiddetli, yoğun, keskinFrom the English "poignant" s.,s.,s. | | شديد، غامر |
(gün, iş, vb.) çok hareketli, yoğunFrom the English "hectic" s. | | محموم |
| | العمل محموم جدًّا دائمًا في المتجر قبل عيد الميلاد. |
ağır, şiddetli, yoğunFrom the English "heavy" s. | | شديد |
| | (مطر) | غزير |
| | Dün gece yağan yağmur çok şiddetliydi. |
| | كان هناك مطر غزير ليلة أمس. |
gür, yoğun, sıkFrom the English "thick" s. | | كثيف |
| | Uzun, gür saçlarıyla çok güzel bir kadındı. |
| | بدت جميلة بشعرها الطويل الكثيف. |
şiddetli, yoğunFrom the English "ferocious" s. | | شديد جدًّا |
| | (معركة) | حامٍ |
sıkı, sert, kesif, yoğunFrom the English "compact" s.,s. | | إحكام |
meşgul, yoğunFrom the English "occupied" s. | (kişi) | مشغول |
faal, hareketli, yoğunFrom the English "busy" s.,s. | | نشط، حافل بالنشاط |
| | يعيش ستيفن حياة حافلة بالنشاط. |
WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bileşik Şekiller:
|
şiddetle, yoğun bir şekilde, güçlü bir şekildeFrom the English "something fierce" z.,z.,z. | | بشدة، بقوة |
| | كانت الريح تعصف بشدة طوال الليل. |
şiddetle, aşırı derecede, yoğun bir şekilde, güçlü bir şekilde, kuvvetli bir şekildeFrom the English "something terrible" z.,z.,z.,z. | | بشكل فظيع |
derişik, konsantre, çok güçlü/yoğunFrom the English "concentrated" s.,s. | (madde) | مُرَكَّز |
daha yoğun hale gelen, derinleşenFrom the English "deepening" s. | | متنامٍ، متزايد |
yoğun nüfuslu, kalabalık nüfuslu, nüfusu yoğunFrom the English "populous" s. | | كثيف السكان |
yoğun bir şekilde, keskin bir biçimde, şiddetleFrom the English "acutely" z.,z.,z. | | شديد |
| | بدأ يشعر بوحدة شديدة بعد أسبوع من تواجده في البريّة. |
yoğun olarak, yoğun biçimde, yoğun ölçüdeFrom the English "densely" z.,z.,z. | | بكثافة |
yoğun olarak, gayretleFrom the English "flat out" z.,z. | | بأقصى جهد ممكن |
yoğun olarak, güçlü bir şekilde, kuvvetli bir şekildeFrom the English "intensely" z.,z. | | بقوّة |
| | طعم الحامض واضح بقوّة في هذه الحلوى. |
akın, yoğun girişFrom the English "influx" i. | (مجازي) | سيل، فيض |
yoğun haz, mutluluk, sevinçFrom the English "elation" i. | | فرحة، ابتهاج |
| yoğun duyguFrom the English "poignancy" i. | (من حيث إثارة المشاعر) | حدّة، قوّة |
| yoğun talep/istekFrom the English "heavy demand" i. | | طلب كبير |
| yoğun sezonFrom the English "high season" i. | | موسم الذروة |
yoğun efor, çok çabaFrom the English "a great deal of effort" i.,i. | | جهد كبير |
| yoğun bakımFrom the English "intensive care" i. | | عناية مكثفة، عناية مركّزة |
| yoğun sezonFrom the English "peak season" i. | | موسم الذروة، موسم الزحمة |
trafiğin en yoğun olduğu saat, iş çıkışı saatiFrom the English "rush hour" i.,i. | | ساعة ازدحام السير |
en yoğun zaman, işlek saatlerFrom the English "peak time" i.,i. | | ساعة الذروة |
| yoğun bakım ünitesiFrom the English "intensive care unit" i. | | وحدة العناية الفائقة، وحدة العناية المشددة، وحدة العناية المركزة |
yoğunlaşmak, daha yoğun hale gelmek, şiddetlenmek, kuvvetlenmek, güçlenmekFrom the English "intensify" geçişsiz f.,geçişsiz f.,geçişsiz f. | | يشتدّ، يقوى |
yoğun çalışmak, sıkı çalışmak, çok çalışmakFrom the English "work hard" f.,f.,f. | | يجدّ |
| | | يكدح |
yoğun/şiddetli bir şekilde, şiddetle, aşırı derecede, keskin bir şekildeFrom the English "keenly" z.,z.,z. | | بشدّة، جيدًا، جدًّا |
| yoğun bir şekildeFrom the English "furiously" z. | (mecazlı) | بحدة، بشدة، بقوة |
| | | باجتهاد، بتركيز شديد |
yoğun olmayan zamanlarda, yoğun olmayan saatlerdeFrom the English "off peak" z.,z. | | خارج وقت الذروة |
| alabildiğine yoğunFrom the English "to the brim" z. | (his, vb.) | مفعم |
| | كانت ميشيل مفعمة بمتعة العيش. |
| yoğun kampanya/faaliyetFrom the English "blitz" i. | | حملة شعواء |
| yoğun bakım ünitesiFrom the English "intensive care" i. | | وحدة عناية مكثفة، وحدة عناية مركّزة |
yoğun olarak, sıkFrom the English "thickly" z.,z. | | بشكل كثيف |
yoğun bir şekilde, şiddetleFrom the English "sharply" z.,z. | | بشكل حادّ |
| | كان مذاق الليمونة حامضًا بشكل حادّ. |
| yoğun olarakFrom the English "intensely" z. | | بتركيز شديد |
| | عمل جورج بتركيز شديد طيلة بعد الظهر. |
| yoğun olarakFrom the English "thick" z. | | بكثافة |
yoğun bir şekilde, yoğun olarak, sıkı bir şekildeFrom the English "intensively" z.,z.,z. | | بكثافة، بشكلٍ مكثّف |
yoğun istek, yoğun talepFrom the English "run" i. | | طلب كبير |
yoğun ilgi gösterilen şey, dini imanıFrom the English "religion" i. | (mecazlı) | يحظى بأهمية شديدة |
yoğun konsantrasyon, oyuna konsantre olmaFrom the English "zone" i. | (spor) | حالة تركيز كامل |
yoğun kurs, hızlandırılmış kurs, yoğun ders programıFrom the English "crash course" i.,i. | | مقرَّر سريع، مقرَّر مكثَّف |
| yoğun nokta kütlesiFrom the English "singularity" i. | (astronomi) (في علم الفلك) | مُفرديّة |
| çok yoğun olmakFrom the English "hum" geçişsiz f. | | يعجّ |
|
|