|
|
Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. | Temel Çeviriler |
var, mevcutFrom the English "there is" | (tekil) | هناك، يوجد |
| varFrom the English "there are" | (çoğul) | هناك، يوجد |
var, mevcutFrom the English "there" i. | (يوجد) | هناك |
| | Bir yolu var. |
| | هناك طريقة. |
mevcut, var, bulunurFrom the English "available" s. | | متوفر |
| | | موجود |
| | Bu gömleğin başka renkleri mevcut mu (or: var mı)? |
| | هل هذا القميص متوفر بألوان أخرى؟ |
WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bileşik Şekiller:
|
-mışsın, -e sahipsin, -in varFrom the English "you've" sonek | | تَ، تِ، تُما، تُم، تنّ |
| | | كَ، كِ، كُما، كُم، كنّ |
hepsi, ne var ne yoksaFrom the English "whatever" zam. | | أي شيء |
yaşayan, var olanFrom the English "existing" s. | | حي |
| | | موجود |
doğasında olan, tabiatında var olan, içsel, esas, öz, asılFrom the English "intrinsic" s.,s.,s. | | في ذاته |
hala var olan, günümüze kadar gelen/ulaşanFrom the English "extant" s.,s. | | كائن، ماثل، متواجِد |
her yerde var olan, her yerde mevcut olanFrom the English "omnipresent" s. | | كليّ الوجود، موجود في كل مكان |
asıl, ilk, başlangıçtan beri var olanFrom the English "primordial" s.,s. | | أصليّ، بدائيّ |
var olmayan, hayaliFrom the English "nonexistent" s.,s. | | معدوم، غير موجود |
doğasında olan, tabiatında var olan, özünde olan, fıtriFrom the English "immanent" s.,s.,s. | | جوهريّ، ذاتيّ، باطن، كامن |
| | (لا ينفكّ عن شيء) | ملازم، متأصل |
| | | من طبيعة شيء |
önceden mevcut olan, önceden var olanFrom the English "preexisting" s. | | قائم من قبل، موجود قبلاً |
işler, vb. göründüğü gibi değil/bu işin içinde başka bir iş varFrom the English "There is more than meets the eye." | | لا بد من تفسير آخر |
tüm gücüyle, var gücüyle/her yolu deneyerek, canını dişine takarak, kıyasıyaFrom the English "tooth and nail" z.,z.,z. | (مجازي) | بأقصى جهد، بشراسة |
ne var, bir şey mi var, sorun nedir, neyin varFrom the English "What's the matter?" ünl.,ünl.,ünl. | | ما الأمر؟، ما الخطب؟ |
ne önemi var?, ne farkeder?, ne olur ki?From the English "what does it matter?" | | لا أبالي |
| sana ihtiyacım varFrom the English "I need you" ünl. | | أنا بحاجة لك |
ne var ne yok, naberFrom the English "how do" ünl.,ünl. | | مرحبًا، كيف الحال؟ |
oluşturma, var etme, meydana getirme, dünyaya getirme, doğurmaFrom the English "generation" i.,i. | | توليد |
| | كان طالب الفيزياء يدرس توليد الطاقة الكهربائية. |
-den beri var olmak, -e dayanmakFrom the English "date back to" geçişsiz f.,geçişsiz f. | | يرجع إلى شيء |
şimdiki, bugünkü, mevcut, var olanFrom the English "existing" s.,s. | | حالي، قائم |
doğasında/aslında var olan, özünde olanFrom the English "implicit" s. | | فطري، متأصل، جزء لا يتجزأ |
| | الصعوبة جزء لا يتجزأ من هذه المهمة بالتحديد. |
doğasında olan, tabiatında var olanFrom the English "innate" s. | | في صلب، في صميم |
içinde var olan, doğasında olan, tabiatında var olan, içsel, fıtriFrom the English "inbuilt" s.,s.,s.,s. | | فطريّ، طبيعيّ |
doğuştan var olan, doğasından gelen, tabiatında var olan, içselFrom the English "built-in" s.,s.,s. | | ذاتي |
ne haber, ne var ne yokFrom the English "What's up?" ünl.,ünl. | | ما الذي يحدث؟ |
var olmak, bulunmakFrom the English "occur" geçişsiz f. | | يوجد |
| | Bu renk doğada aslen bulunur mu? |
| | هل يوجد هذا اللون في الطبيعة؟ |
aynı anda var olmak, aynı dönemde yaşamakFrom the English "coexist" f.,f. | | يعيش في زمن شيء/شخص |
| daha çok varFrom the English "a long way off" | | في المستقبل البعيد |
| | On altıncı yaşgünüme daha çok var. |
| uzun süredir var olmakFrom the English "have been around" f. | | يوجد، موجود |
bulunmak, mevcut olmak, var olmakFrom the English "be" geçişsiz f. | (للتعبير عن الوجود) | - |
| | | يوجد |
| | ثمة امرأة عمرها 101 سنة في المنزل المقابل. |
| | توجد امرأة عمرها 101 سنة في المنزل المقابل. |
var olmak, mevcut olmak, saklanmak, gizlenmekFrom the English "lurk" geçişsiz f.,geçişsiz f. | (tehlike, vb.) | يكمن |
| | | يتربص |
| | عندما تصبح والدًا تبدأ بملاحظة الخطر المتربص في كل مكان. |
| aynı anda var olmakFrom the English "coexist" f. | | يتواجد |
| ile aynı anda var olmakFrom the English "coexist" f. | | يتواجد مع شيء |
-e kadar uzanmak, -den beri var olmakFrom the English "go back" f.,f. | | يرجع إلى شيء، يعود إلى شيء |
| | ترجع تلك الأغنية إلى الحرب العالمية الثانية. |
-se iyi olur, -te fayda varFrom the English "better" | | يحسن |
| | يحسن بك أن ترحل قبل أن يراك أحد. |
içsel, yaradılışında/doğasında var olanFrom the English "inherent" s. | | أصيل |
| | | جوهريّ |
başka, başka bir şey var mıFrom the English "What else?" ünl. | | ماذا أيضًا؟ |
var olmak, istekli olmakFrom the English "in" f.,f. | (bir işte) (على المشاركة في شيء) | يوافق |
| | رحلة مشي في الجبال؟ أوافق على المشاركة. |
yaratmak, oluşturmak, var etmek, yapmakFrom the English "make" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يجلب |
|
|