Bileşik Şekiller:
|
becermek, başarmak, yolunu bulmak, akıl etmekFrom the English "contrive to do sth" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يتمكّن من فعل شيء |
denemek, tecrübe etmekFrom the English "have a shot at" f.,f. | (bir şeyi) | حاول فعل شيء، جرّب حظّه في فعل شيء |
kullanmak, yararlanmak, faydalanmak, istifade etmekFrom the English "make use of" f.,f. | | يستخدم شيئًا، يُستخدم فيه شيء |
| | | يستفيد من شيء |
kavramak, anlamak, idrak etmekFrom the English "come to grips with" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يفهم شيئًا، يستوعب شيئًا |
edinmek, elde etmekFrom the English "get hold of" f.,f. | | يحصل على شيء |
sağlamak, temin etmekFrom the English "make available" f.,f. | | يوفر، يزود، يؤمّن |
zorlamak, mecbur etmekFrom the English "constrain" geçişli f.,geçişli f. | | يجبر شخصًا على شيء، يرغم شخصًا على شيء، يُلزم شخصًا بشيء |
| | أحب العمل في بلد أجنبي، لكن واجباتي العائلية ترغمني على البقاء في بلدي. |
açıklamak, ortak etmek, dahil etmekFrom the English "let in on" f.,f.,f. | (birisine gizli bir sırrı, vb.) (على سرّ) | يُطلع شخصًا على شيء |
sırıtmak, gülümsemek, tebessüm etmekFrom the English "grin" geçişsiz f.,geçişsiz f. | | يبتسم |
| | ابتسم بيتر بينما وضع قطعة الشوكولاتة في فمه. |
patlamak, infilak etmekFrom the English "explode" geçişsiz f.,geçişsiz f. | (bomba, vb.) | ينفجر |
| | انفجرت القنبلة مُحدثةً دويًّا قويًّا. |
direnmek, sebat etmek, azmetmek, azimle devam etmekFrom the English "persevere" f.,f.,f. | (فعل) | يُثابر، يُواظب |
sabretmek, dayanmak, tahammül etmekFrom the English "forbear" f.,f. | | يصبر، يتحمَّل |
belirmek/görünmek, ortaya çıkmak, zuhur etmekFrom the English "materialize" geçişsiz f.,geçişsiz f. | | يتجسّد |
konuşmak, fikrini söylemek, fikrini beyan etmekFrom the English "pipe up" f.,f. | | يبدي رأيه |
dönmek, çark etmekFrom the English "revolve" geçişsiz f.,geçişsiz f. | | يدور |
| | يشير الاختصار RPM إلى السرعة التي تدور بها الأسطوانة على الفونوغراف. |
konuşmak, sohbet etmekFrom the English "talk" f.,f. | (birisiyle) | يتحدث إلى شخص |
| | | يخاطب شخصًا |
| | | يتكلم مع شخص |
| | إنها تتكلم مع حيواناتها المدللة مع أنها عاجزة عن إجابتها. |
araştırmak, kontrol etmek, muayene etmekFrom the English "check up" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يتحقق من شيء |
katılmak, iştirak etmekFrom the English "chip in" f.,f. | | يدخل في النقاش |
uğramak, ziyaret etmekFrom the English "drop in" f.,f. | (في زيارة سريعة) | يمرّ |
geçinmek, idare etmekFrom the English "get by" f.,f. | | يتدبّر أموره، يسيّر أموره |
gelmek, park etmekFrom the English "pull in" f.,f. | (taşıt) | يتوقف |
emilmek, nüfuz etmekFrom the English "sink in" f.,f. | | يُمتصّ، يُشرَب |
kusmak, çıkartmak, istifra etmekFrom the English "throw up" f.,f.,f. | | يتقيّأ |
kaçmak, firar etmekFrom the English "break out" geçişsiz f.,geçişsiz f. | | يفر، يهرب |
ilerlemek, gitmek, hareket etmekFrom the English "go along" f.,f.,f. | | يسير |
katılmak, iştirak etmekFrom the English "join in" f.,f. | | يشارك، ينضم |
aksetmek, geçmek, sirayet etmekFrom the English "rub off" f.,f.,f. | | ينتقل إلى غيره، يؤثر في غيره |
kaçmak, firar etmekFrom the English "run away" f.,f. | | يهرب، يفر |
caymak, iptal etmekFrom the English "cry off" f.,f. | | ينسحب |
| | | يلغي |
patlamak, infilak etmekFrom the English "go off" f.,f. | (bomba) | ينفجر |
saldırmak, hücum etmekFrom the English "lash out at" f.,f. | (birisine) | ينقضّ على شخص |
bozuşmak, tartışmak, kavga etmekFrom the English "fall out with" f.,f.,f. | | يتشاجر مع شخص، يتخاصم مع شخص |
vazgeçmek, terk etmekFrom the English "give up on" f.,f. | (birisinden) | يتخلى عن شخص، ييأس من شخص |
anlamak, kavramak, idrak etmekFrom the English "understand" geçişli f.,geçişli f. | | يفهم |
| | Söylediklerimi anlıyor musun? |
| | هل تفهم ما أقول؟ |
vermek, lütfetmek, ihsan etmekFrom the English "grant" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يمنح شخصًا شيئًا |
| | | يهب شخصًا شيئًا |
| | Hâkim, davacıya, belgeleri görme hakkı verdi. |
| | منح القاضي المدعي الحق في أن يرى الوثائق. |
dağıtmak, teslim etmekFrom the English "deliver" geçişli f.,geçişli f. | | يسلّم |
| | | يوصل |
| | Postacı mektupları dağıttı. |
| | سلّم ساعي البريد الرسائل. |
yıkmak, tahrip etmek, harap etmek, yerle bir etmekFrom the English "destroy" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يدمّر شيئًا |
| | دمَّر الزلزال كل المباني في هذا الشارع. |
yatıştırmak, avutmak, teselli etmekFrom the English "comfort" geçişli f.,geçişli f. | | يواسي شخصًا، يهدّئ شخصًا |
| | Babası ağlamakta olan çocuğu yatıştırdı. |
| | واسى الأب طفله الباكي. |
yenmek, mağlup etmekFrom the English "defeat" geçişli f.,geçişli f. | | يهزم شخصًا، يفوز على شخص، يربح شخصًا |
| | Rakiplerini 3-2 yendiler. |
| | هزموا خصمهم بنتيجة 3-2. |
kurmak, tesis etmekFrom the English "establish" geçişli f.,geçişli f. | | يؤسس، ينشئ، يقيم |
| | Hasta çocuklar için bir hastane kurmaya karar verdi. |
| | قرر إنشاء مستشفى للأطفال المرضى. |
bozmak, yıkmak, altüst etmekFrom the English "ruin" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يتلف |
| | | يدمر، يخرب |
| | Bilgisayarını üzerine kahve dökerek bozdu. |
| | أتلف حاسوبه عندما دلق القهوة عليه. |
görmek, seçmek, fark etmekFrom the English "distinguish" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يميّز شيئًا/شخصًا، يرى شيئًا/شخصًا |
| | بالكاد استطاع هاري أن يرى الطريق من شدة كثافة الضباب. |
devirmek, ters çevirmek, alabora etmekFrom the English "overturn" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | (رأسًا على عقب) | يقلب شيئًا |
| | استولى الغضب على باربرا فقلبت الطاولة. |
düzeltmek, değişiklik yapmak, tashih etmekFrom the English "amend" geçişli f.,f.,f. | | يعدل |
| | | يصحح، ينقّح |
| | عدّل المسؤول السياسة لتشمل السكان الجدد. |
korumak, himaye etmekFrom the English "defend" geçişli f.,geçişli f. | | يدافع عن شيء/شخص |
| | مَن دافع عن الحصن عندما غادر الجنود؟ |
kurmak, yerine yerleştirmek, (tesisat, vb.) döşemek, takmak, monte etmekFrom the English "install" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | ينصّب شيئًا، يركّب شيئًا |
| | سيأتي العمّال اليوم لتركيب الألواح الشمسية. |
incelemek, teftiş etmekFrom the English "inspect" geçişli f.,geçişli f. | | يفحص شيئًا/شخصًا، يعاين شيئًا/شخصًا |
hafifletmek, yatıştırmak, teskin etmekFrom the English "quell" geçişli f.,geçişli f. | | يهدئ شيئًا، يخفّف من شيء |
dağıtmak, paylaştırmak, bölüştürmek, pay etmek, taksim etmekFrom the English "apportion" geçişli f.,geçişli f. | | يُوزّع، يُقسّم |
yalvarmak, rica etmek, istirham etmekFrom the English "beseech" f.,f. | | يتوسل إلى شخص |
yakalamak, tutuklamak/tevkif etmekFrom the English "apprehend" geçişli f.,geçişli f. | | يقبض على شخص، يُلقي القبض على شخص، يعتقل شخصًا |
reddetmek/tanımamak, inkâr etmekFrom the English "disavow" geçişli f.,geçişli f. | | يتبرأ من شيء، يتنصل من شيء |
yakmak, yakıp kül etmekFrom the English "incinerate" geçişli f.,geçişli f. | | يحرق شيئًا |
üzmek, canını sıkmak, kırmak, incitmek, rencide etmekFrom the English "miff" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يزعج شخصًا، يضايق شخصًا |
işlemek, yapmak, gerçekleştirmek/uygulamak, ifa etmekFrom the English "perpetrate" f.,f.,f. | (suç) | يرتكب شيئًا، يقترف شيئًا |
yıkmak, dümdüz etmekFrom the English "raze" geçişli f.,geçişli f. | | يهدم شيئًا، يدمر شيئًا |
ertelemek, sonraya bırakmak, tehir etmekFrom the English "adjourn" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | (toplantı, duruşma) | يؤجّل شيئًا، يرجئ شيئًا |
| | Toplantıyı gelecek haftaya erteledik. |
öngörmek, söz vermek, vadetmek, vaat etmekFrom the English "augur" geçişli f.,geçişli f. | (يتوقع حصول أمر سيئ) | ينذر بشيء |
| | (يتوقع حصول أمر جيّد) | يبشّر بشيء |
| | (يتوقع حصول أمر ما) | يشير إلى شيء |
paslandırmak, aşındırmak, korozyona uğratmak, tahrip etmekFrom the English "corrode" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يُبلي شيئًا، يسبب التآكل في شيء |
yasaklamak, men etmekFrom the English "debar" geçişli f.,geçişli f. | (girişi, vb.) | يمنع شخصًا من الدخول |
yalvarmak, yakarmak, rica etmekFrom the English "entreat" geçişsiz f.,geçişsiz f.,geçişli f. | | يتوسل، يستعطف |
kapatmak, tasfiye etmek, likide etmekFrom the English "liquidate" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يصفّي |
modernleştirmek, yenileştirmek, modernize etmekFrom the English "modernize" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يحدّث شيئًا |
| | | يعصرن شيئًا، يجعل شيئًا عصريًّا |
kısırlaştırmak, iğdiş etmekFrom the English "neuter" geçişli f.,geçişli f. | (ameliyatla) | يخصي شيئًا |
silmek, yok etmekFrom the English "efface" geçişli f.,geçişli f. | | يمحو شيئًا، يزيل شيئًا |
büyülemek, hayran bırakmak, mest etmekFrom the English "enamor" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يسحر شخصًا/شيئًا، يأسر لبّ شخص، يخلب عقل شخص |
ıslatmak, sırılsıklam etmekFrom the English "souse" geçişli f.,geçişli f. | | يبلّل شيئًا |
sınıflandırmak, tasnif etmekFrom the English "assort" geçişli f.,geçişli f. | | يصنف |
engellemek, kısıtlamak, zapt etmekFrom the English "bate" f.,f.,f. | | يكبح |
ayarlamak, modüle etmekFrom the English "modulate" geçişli f.,geçişli f. | | يعدّل شيئًا، ينغّم شيئًا |
istemek, arzu etmekFrom the English "wanna" geçişli f.,geçişli f. | | يريد |
| | سأل روب شيلا: "هل تريدين أن نخرج لاحتساء شراب؟". |
feshetmek, iptal etmek, uygulamadan kaldırmak, yürürlükten kaldırmak, ilga etmekFrom the English "abrogate" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يُلغي شيئًا، يُبطل شيئًا، يفسخ شيئًا |
karamelleştirmek, karamelize etmekFrom the English "caramelize" geçişli f.,geçişli f. | (يجعله مثل الكاراميل) | يحمّر شيئًا |
gizlemek, saklamak, örtbas etmekFrom the English "dissemble" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يخفي شيئًا |
karıştırmak, düşürmek, başına sarmak, musallat etmekFrom the English "enmesh" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | (birisini bir olaya) | يوقع شخصًا/شيئًا في شركه، يمسك بشخص/بشيء |
| | | يعلق شخص/شيء فيه |