|
|
Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. | Temel Çeviriler |
dışında, -den dışarıFrom the English "outta" z.,z. | | خارج من... |
dışında, haricinde, -den başkaFrom the English "aside from" z.,z.,z. | | فضلاً عن، علاوة على |
| dışındaFrom the English "outside of" z. | | على الجانب الخارجيّ لشيء |
| dışındaFrom the English "beyond" z. | | غير قابل لشيء |
| | قوانين الجاذبية غير قابلة للنقاش. |
dışında, -den ayrıFrom the English "exclusive" s.,s. | | لا يتضمن شيئًا، لا يشمل شيئًا |
| dışındaFrom the English "beyond" z. | (anlayışın, vb.) | فوق فهم، لا يفهم |
| | لا أفهم لماذا تركته. |
| Ek Çeviriler |
dışında, -den uzakFrom the English "out of" z.,z. | | خارج، بلا |
| dışındaFrom the English "off" z. | | لم يعد يستفيد من شيء |
dışında, ayrılarakFrom the English "off" z.,z. | | بعيدًا عن شيء، بالخروج من شيء |
| dışındaFrom the English "outside" z. | (konu, görev, vb.) | خارج نطاق |
dışında, haricindeFrom the English "outside" z.,z. | (مجازي) | خارج |
dışında, haricinde, -den başkaFrom the English "other than" s.,s. | | باستثناء |
dışında, haricinde, hariç, -den başkaFrom the English "apart from" bağ.,bağ.,bağ. | | باستثناء، إلا |
dışında, hariç, haricinde, -den başkaFrom the English "except" edat | | إلا، سوى، ما عدا، باستثناء |
| | سيذهب الجميع إلى الرحلة إلا أنت. // الجميع هنا شقراوات باستثناء جاين، فهي سمراء. |
dışında, haricinde, hariçFrom the English "excepting" edat | | باستثناء، ما عدا |
dışında, haricinde, -den başkaFrom the English "short of" edat,edat | | باستثناء، عدا، غير |
dışında, haricinde, -den başkaFrom the English "besides" edat,edat | | غير، إلا، ما عدا |
| | لا أحد في البيت إلا أنا والكلب. |
dışında, haricinde, hariçFrom the English "save" z.,edat | | إلا، باستثناء |
| | أتى الجميع إلى البيت بمناسبة عيد الميلاد باستثناء أختي التي تسكن في باريس. |
dışında, haricindeFrom the English "bar" edat | | باستثناء |
dışarısında, dışındaFrom the English "outside" z.,z. | | خارج |
| | سأنتظرك خارج المكتبة. |
dışına, dışında, dışarıFrom the English "outside" z.,z.,z. | | خارج |
| | سقطت الكرة خارج الملعب. |
dışarısında, dışındaFrom the English "without" z.,z. | | خارج |
-den başka, haricinde, dışındaFrom the English "short of" edat,edat | | ما لم، إلا إذا |
hariç, dışında, haricindeFrom the English "barring" edat | | باستثناء، ما عدا، ما لم |
| | ما لم تحدث أية تأخيرات أخرى، نتوقّع أن نصل في الساعة 7 مساء. |
hariç, dışında, haricindeFrom the English "excluding" edat | | بدون |
başka, dışındaFrom the English "but" edat | | إلا، ما عدا |
| | أكل كل البسكويتات إلا واحدة. |
-den sonra, dışındaFrom the English "next to" edat,edat | | بعد |
| | أحبّ وليم، فهو أعز صديق عندي بعد زوجي. |
hariç, dışındaFrom the English "short" z. | | ما عدا، إلا |
WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bileşik Şekiller:
|
arazide, yol dışındaFrom the English "off road" z.,z. | | خارج الطرق المعبّدة |
uzaklaştırma, dışında tutmaFrom the English "derogation" i.,i. | (bir şeyden) | انتقاص |
seracılık, mevsimi dışında üretmeFrom the English "forcing" i.,i. | (خارج الموسم) | الزراعة القسريّة |
| | | استعجال النموّ |
özgün, orijinal, değişik, alışılmışın dışındaFrom the English "original" s.,s. | | جديد، مبتكر |
| | Editörler hikayeyi özgün (or: orijinal) olduğu için beğendiler. |
| | أحبّ المحرِّرون القصة لأنها مبتكرة. |
| okul saatleri dışında yapılanFrom the English "extracurricular" s. | (etkinlik, spor, vb.) | نشاط لا منهجي |
| | | لا روتيني |
şehir dışında oturan/yaşayan, banliyöde oturan/yaşayanFrom the English "suburban" s. | (مضاف إليه) | ضواحٍ |
çizginin dışına, saha dışına, sınırların dışındaFrom the English "out of bounds" z.,z.,z. | | خارج المنطقة المحددة |
konunun dışında olmak, konu dışı olmak, ilgisi olmamakFrom the English "beside the point" f.,f. | (mecazlı) | خارج عن الموضوع |
| | | ليس له علاقة بـالموضوع، ليس له صلة بالموضوع |
| | سواء كان متزوجًا أم غير متزوج فهذا ليس له علاقة بالموضوع. |
| stüdyo dışındaFrom the English "on location" z. | (ليس في الإستديو) | في موقع التصوير |
(evin dışında yapılan) getir götür işi, ayak işiFrom the English "errand" i. | | مهمة |
| | | تبضُّع، تحوُّج |
| | يرسلني مديري دائمًا في مهمات لأبقى مشغولاً بشيء. |
| | ⓘBu cümle, İngilizce cümlenin çevirisi değildir. خرجَت الابنة للتحوُّج وجلب ما ينقص والدتها المريضة. |
katılmamayı tercih etme, dışında kalma anlaşmasıFrom the English "opt-out" i.,i. | | اختيار عدم القبول |
(biri, vb.) dışında hepsi, -den başka hepsiFrom the English "all but" | | باستثناء، عدا، ما عدا |
| bir iş için ev dışında olmakFrom the English "run an errand" f. | | يخرج للقيام بعمل |
yurt dışında okumak, yurt dışında eğitim görmekFrom the English "study abroad" f.,f. | | يدرس في الخارج، يتابع دروسه في الخارج |
dışlamak, -in dışında tutmak, uzak tutmakFrom the English "exclude" geçişli f. | (birisini) | يستبعد |
| | | يستثني |
dışında bırakmak, hariç bırakmak, dahil etmemekFrom the English "leave aside" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | | يستثني شيئًا |
dışında bırakmak, dahil etmemek, saymamakFrom the English "count out" geçişli f.,geçişli f.,geçişli f. | (planların vb.) | يستثني |
yeni, değişik, farklı, orijinal, alışılmışın dışında olanFrom the English "novel" s. | | مختلف، مبتكر |
| | Hakan'ın soruna getirdiği yeni (or: farklı) çözümü hepimiz beğendik. |
| | أعجبنا جميعنا بالحلّ المبتكر الذي خرج به جون للمشكلة. |
| şehir dışındaFrom the English "out of town" s. | | خارج المدينة |
normal saatlerin dışında kalan, sosyal hayata imkan vermeyenFrom the English "unsocial" s.,s. | | غير اعتياديّ |
| iş saatleri dışındaFrom the English "after hours" z. | | خارج أوقات العمل |
kabiliyeti dışında olmak, anlama seviyesinin üzerinde olmak, boyunu aşmakFrom the English "out of your depth" f.,f.,f. | | فوق مستواه |
İsrail dışında yaşayan yahudi, diyasporaFrom the English "diaspora" i.,i. | | الشتات اليهودي، الدياسبورا |
alışılmışın dışında olmayan şey, sıradan şeyFrom the English "out of the ordinary" i.,i. | | لا شيء لافتًا، لا شيء مميزًا |
atmosfer ve dışında bulunan boşluk, uzay, hava-uzayFrom the English "aerospace" i. | | الفضاء الجويّ |
bina dışında tuvalet, dış tuvalet, ayakyoluFrom the English "privy" i. | | مرحاض خارجي |
hariç tutmak, hariç bırakmak, dışında tutmak, dışında bırakmakFrom the English "except" geçişli f.,geçişli f. | | يستثني |
| | كلاب المكفوفين مستثناة من قاعدة "لا يُسمح بدخول الكلاب". |
dışarıda çekim, stüdyo dışında çekimFrom the English "location" i. | (sinema) | موقع تصوير خارجي |
|
|