|
|
Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bu sözlük İngilizce=>Türkçe ve İngilizce=>Arapça sözlüklerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş sanal bir sözlüktür. Sonuçların kalitesi diğer WordReference sözlükleri kadar yüksek olmayabilir. | Temel Çeviriler |
| bilmekFrom the English "know" geçişli f. | (anlamak, kavramak) | يعرف |
| | | يعلم |
| | Bu sorunun cevabını biliyorum. |
| | أعرف الجواب. |
bilmek, anlamakFrom the English "ken" geçişli f.,geçişli f. | | يعرف شخصًا/شيئًا، يفهم شيئًا |
| bilmekFrom the English "speak" f. | (lisan) (لغة) | يتكلم |
| | İngilizce biliyor musunuz? |
| | هل تتكلم الإنجليزية؟ |
| bilmekFrom the English "know" geçişli f. | | يعرف |
| | إن لم تكن تعرف، فعلينا أن نجد من يعرف. |
bilmek, haberi olmak, farkında olmakFrom the English "know" f.,f. | | يعرف، يعلم |
| | Geldiğimizi biliyor mu? |
| | هل يعرف أننا وصلنا؟ |
fikir, anlamak, bilmek, mefhum, kavramFrom the English "concept" i.,f.,i. | | فكرة |
| | Neler çektikleri hakkında en ufak bir fikrin yok. |
| | ليست لديك أية فكرة عما عانوه. |
tanımak, bilmek, tanışık olmakFrom the English "acquainted" f.,f.,f. | (birbirini) | يعرف |
| | هل تعرفان واحدكما الآخر؟ |
aşina olmak, bilmek, haberdar olmakFrom the English "know" f.,f. | | يكون ملمًّا بشيء، يكون مطّلعًا على شيء |
| | إنه ملمّ بكرة القدم أكثر من الجميع. |
WordReference Türkçe-Arapça Virtual Dictionary © 2026: Bileşik Şekiller:
|
(kişi) meraklı, soru soran, bilmek isteyen, mütecessisFrom the English "curious" s. | | فضولي |
| | الفئران كائنات فضولية. |
meraklı, bilmek isteyenFrom the English "inquisitive" s. | (kişi) | فضولي، محب للاستطلاع |
| | الأطفال هم بطبيعتهم فضوليون بموضوع العلاقات العائلية. |
bilgili olmak, iyi bilmekFrom the English "conversant" f.,f. | (bir konuda) | مطّلع على شيء |
derin bilgisi olmak, çok iyi bilmekFrom the English "have a thorough knowledge of" f. | | يملك معرفة شاملة عن شيء |
tam üstüne basmak, tam bilmekFrom the English "hit the nail on the head" f.,f. | | صحيح تمامًا |
| ezbere bilmekFrom the English "know by heart" f. | | يحفظ عن ظهر قلب |
| çok iyi bilmekFrom the English "know damn well" f. | | يدرك جيدًا، يعي تمامًا |
| ملاحظة: قد تجد أقرب مرادف للتعبير الإنجليزي بالعامية نظرًا لاختلاف الأسلوب بين الفصحى والعامية. | | kesin olarak bilmekFrom the English "know for certain" f. | | يتأكد، يجزم |
| çok iyi bilmekFrom the English "know full well" f. | | يدرك جيداً |
tüm ayrıntılarıyla/detaylarıyla bilmek, girdisini çıktısını bilmekFrom the English "know the ins and outs" f.,f. | | تفاصيل، أسرار |
olup bitenleri bilmek, neyin ne olduğunu bilmekFrom the English "know the score" f.,f. | | يفهم الوضع |
işini, vb. iyi bilmekFrom the English "know your stuff" f.,f. | | يكون خبيراً |
| içgüdüsel olarak bilmek/hissetmekFrom the English "know instinctively" f. | | يستشعر، يحس، يدرك |
üzerine soğuk su içmek, yok bilmekFrom the English "kiss off" f.,f. | (deyimsel) | يودّع شخصًا/شيئًا مجازي |
| | ودّع ميراثك لأن والدتك تركت كل شيء لأنسبائها البعيدين. |
| ezbere bilmekFrom the English "know by heart" f. | | مطّلع، على دراية |
| yapmamak gerektiğini bilmekFrom the English "know better" f. | (bir şeyi) | أدرى من أن يفعل شيئًا، أوعى من أن يفعل شيئًا |
| ne mal olduğunu bilmekFrom the English "onto" f. | (argo) | يعرف شخصًا على حقيقته |
| | الكلّ معجب به لأنه معسول الكلام، لكنني أعرفه على حقيقته. |
haberdar olmak, aşina olmak, -i bilmekFrom the English "acquainted" f.,f.,f. | | يكون مطّلعًا على شيء، على اطلاع على شيء، على دراية بشيء، على علم بشيء |
| | كان الجمهور في اليونان القديمة على علم بفكرة العيب الشخصي عند بطل المسرحية. |
iyi anlamak, iyice bilmekFrom the English "understand" geçişli f.,geçişli f. | | يكون مطلعًا على شيء |
| ملاحظة: عادةً تستخدم صيغة الصفة بدل الفعل. | | | لست مطلعًا بالكامل على قوانين السير، لذا لا أستطيع أن أفيدك. |
| ezbere bilmekFrom the English "know" geçişli f. | | يحفظ |
| | حفظت الأبجدية عن ظهر قلب مع أن عمرها 3 سنين. |
değer vermek, önem vermek, kıymetini bilmek, değerini bilmekFrom the English "value" geçişli f.,geçişli f. | | يقدّر، يقيّم |
| | (مجازي) | يثمّن |
| | Şirketimiz, çalışanlarına değer verir. |
| | شركتنا تقدّر موظفيها. |
değer vermek, değerini bilmekFrom the English "appreciate" f.,f. | (birisine) | يقدّر |
|
|